Memur-Sen Genel Başkanı Yalçın: Ücret farklılığı ortadan kalkmalı

Memur-Sen ve Eğitim-Bir-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, kamu çalışanları arasındaki ücret dengesizliğine dikkat çekti. Yalçın, “Aynı işi yapan işçi ve memurlar arasındaki farkların giderilmesi için kamu personel sisteminin bütüncül biçimde ele alınması gerekir” dedi.

Oca 16, 2026 - 15:40
Memur-Sen Genel Başkanı Yalçın: Ücret farklılığı ortadan kalkmalı

Yalçın, Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla Ankara’da görev yapan basın kuruluşlarının temsilcileri ile bir araya geldi. Birlik Haber Ajansı (BHA) Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Aksan ve BHA Genel Müdürü Muhammet Kaçar’ın da yer aldığı buluşmada çalışma hayatına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yalçın, kamu görevlileri ve emeklilerin yaşadığı ekonomik kayıplar, toplu sözleşme süreci, kamu personel sistemindeki yapısal sorunlar ve eğitim gündemine ilişkin konuştu.

Basın emekçilerinin kamu görevlilerinin sorunlarına dikkat çekmesinin son derece kıymetli olduğunu kaydeden Yalçın, “Basın emekçilerinin bu konuların üzerine eğilmesi hem bizler hem de kamu emekçileri için büyük bir değer taşıyor.” dedi.

Ali Yalçın, eğitim çalışanlarının ücretlerinde meydana gelen kayıpları ve enflasyona yenilme tehlikesini giderecek iyileştirmelerin yapılması gerektiğini belirtti.

“Öğretmen açığı sorunu devam ediyor”

Norm kadro fazlası öğretmenlere rağmen öğretmen açığı sorununun devam ettiğini, ücretli öğretmen sayısının bunun en büyük kanıtı olduğunu vurgulayan Yalçın, eğitimin niteliğinin artırılmasının ve okullar/bölgeler arasındaki nitelik farkının kapatılmasının yolunun, okullarda boş ders kalmamasından geçtiğini söyledi. Yalçın, ihtiyaç olmasına rağmen yeterli atama yapılmadığını, yeterli aday bulunduğu hâlde atama yapılarak öğretmen açığının giderilemediğini dile getirdi.

“Öğretmen ataması, ihtiyacı karşılayacak şekilde yapılmalı, ücretli öğretmen istihdamının varlığını inkâr edilemez hâle getirdiği öğretmen açığı sorunu tarih olmalıdır”

Sözleşmeli veya kadrolu öğretmenlerin ilk atamalarının neredeyse yüzde 90’ının ülkenin dezavantajlı bölgelerine yapılmasının, deneyimli öğretmenlerin büyükşehirlerde ve gelişmiş yerlerde yoğunlaşmasına sebebiyet verdiğine dikkatiçeken Yalçın, “Bu durum, okullar arasında başarı farkına dönüşecek şekilde mesleki tecrübe ve bilgi birikiminin eğitim kurumları arasındaki dengeli ve adil dağılımını olumsuz etkilemektedir. Dezavantajlı bölgelerde tecrübeli öğretmenlerin çalışmasına yönelik teşviklerin sunulması, sosyal adaletin, fırsat ve imkân eşitliğinin bir gereğidir.” şeklinde konuştu.

Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Eğitim çalışanlarına, zorunlu hizmet bölgelerinde görev yapmaları hâlinde illerin mahrumiyet durumlarına göre ilave özel hizmet tazminatı ödenmesi, hem bölgenin eğitim çalışanı açığının kapatılması hem de bölgenin zorluğuna göre eğitim çalışanlarının yaşadığı mağduriyeti gidermesi bakımından zaruret arz etmektedir. Nitekim 18. Millî Eğitim Şûrası’nda alınan ‘…zorunlu hizmet bölgelerinde çalışanlara zorunlu bölge hizmet tazminatı ödenmelidir…’ kararı ile Sayın Cumhurbaşkanının başbakanlık döneminde bu yöndeki açıklamaları gereği, zorunlu hizmet bölgelerinde istihdam edilen öğretmenlere, yerleşim alanlarının sosyal, ekonomik, kültürel ve ulaşım imkânları dikkate alınarak hizmet tazminatı verilmesi amacıyla ilgili mevzuatlarında gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.”


“Öğrenci Gelişim Raporu konusu eğitimin gündemini meşgul etti”

Velilere anlaşılır geri bildirim sunamayan, öğretmenleri ağır ve bürokratik yük altında bırakan, öğrencilerin gelişimini net ve ölçülebilir şekilde yansıtmaktan uzak olan Öğrenci Gelişim Raporu uygulamasının alanda karşılığı olmayan şekilci bir araçtan ibaret olduğunu ifade eden Yalçın, “Veliler için çözülmesi gereken bir bilmeceye dönüşen öğrenci gelişim raporları bürokratik bir veri girişi olmaktan çıkarılarak sadeleştirilmiş bir bildirim mekanizmasına dönüştürülmelidir.” diye konuştu.

“Yeni Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği eksik düzenlemeler içermektedir”

“Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği, uygulama ve mahkeme kararı kaynaklı bazı sorunlara çözüm getirse de öğretmenlerin beklentilerinin karşılanmasının önünde var olan sorunları ıskalayan, kalıcı çözümler getirmeyen eksik düzenlemeler de içermektedir.” diyen Yalçın, “Millî Eğitim Bakanlığı’nın çalışma zamanını eğitimden ziyade personel iş ve işlemlerine hasretmek zorunda kalmasının sebebi, sürdürülebilir bir atama ve yer değiştirme politikası geliştirememiş olmasıdır. Günümüzün bilgi teknolojileri sayesinde tüm atama ve yer değişikliği süreçlerinin hızlı ve güvenilir bir şekilde yürütülmesi imkân dâhilindedir. Bakanlık, norm kadro esaslarının bölge/okul bazlı esnek hâle getirilmesi, kariyer basamaklarında pozitif ayrımcılık gibi uygulamaları bir arada yürütmek suretiyle esnek çözümler geliştirmelidir.” ifadelerini kullandı.

“Norm kadro fazlası öğretmenlerin atamalarında mağduriyetler oluşuyor”

Ali Yalçın, norm kadro fazlası öğretmen sorununun kökeniningeçmiş yıllardaki yanlış uygulamalara ve personel politikalarının günübirlik oluşturulmasına dayalı hatalı kararlara dayandığını kaydederek, şunları söyledi: “Norm kadro fazlası öğretmenler, sahadaki gerçekliği görmeden kaleme alınan mevzuatın kurbanlarıdır. Kilometrelerce ötedeki okullara ve ilçelere resen atanan öğretmenlerin bu mesafede seyahat etmelerinin hem zaman hem de maliyet bakımından ağır bir yük oluşturacağı, ulaşım süresinin uzunluğu nedeniyle aile hayatının sekteye uğrayacağı ve bu durumun aile birliğini fiilen zedeleyeceği unutulmamalıdır.”


“Yönetici Atama Yönetmeliği yayınlanmalı, tartışmalar bitmeli”

Eğitim yönetiminin kalıcı bir modelin inşa edilememesi sorunundan kurtarılması gerektiğini vurgulayan Yalçın, “Eğitim kurumu yöneticiliğini düzenleyen yönetmelik on bir defa değişmesine rağmen, hâlâ pek çok sorun varlığını sürdürmektedir. Eğitim yöneticiliğinin meslekleşmesi, mesleki yeterliklerin belirlenmesi, meslek öncesi ve meslek içinde yetiştirme ile liyakat, uzmanlık, bilgi, beceri ve tutum ekseninde yapılacak seçme ve atama, eğitim yönetiminin somut adımlar atılması beklenen temel parametreleridir. Eğitim kurumu yöneticiliğine atamanın/görevlendirmenin yazılı sınav puanı ile nesnel kıstaslara dayalı mesleki çaba ve başarı ölçümü üzerinden gerçekleştirileceği bir sisteme ihtiyaç bulunmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.

“Öğretmenleri ek ders ücretleri konusunda beklentileri var”

Ek ders konusuna da değinen Yalçın, “Öğretmenlerin branşlarına göre ek ders ücretlerindeki adaletsizlik, okul türlerine göre yöneticilere verilen ve izahı mümkün olmayan ek ders ücreti farklılıkları giderilmeli, ek ders birim ücreti artırılmalıdır.” dedi.

“Okulların yardımcı personel açığı sorun olmaktan çıkarılmalı”

Ali Yalçın, okulların yardımcı personel meselesine işaret ederek, “Sınıf ve öğrenci sayısı, personel sayısı, büyüklük gibi kıstaslar esas alınarak her okula münhasır bir ödenek tahsis edilmeli; okulların yardımcı personel ihtiyacı ya doğrudan giderilmeli ya da bu konudaki sorun kaynak aktarımı yapılmak suretiyle çözülmelidir” dedi.

“Yükseköğretimdeki en güncel sorunlardan biri olan akademik zam beklentisi karşılanmalı”

Akademisyenlerden beklentinin, hem büyük Türkiye’yi inşa edecek nesilleri yetiştirmeleri hem de büyük Türkiye vizyonunu hayata geçirecek yapı taşlarını döşeyecek bilimsel bilgi ve teknoloji üretimi olduğunu belirten Yalçın, bu beklentiyle kendilerine layık görülen özlük hakları arasında kabulü mümkün olmayan bir orantısızlık bulunduğunu,yükseköğretimdeki en güncel sorunlardan biri olan akademik zam beklentisinin karşılanması gerektiğini ifade etti.

Yalçın, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ülkemizde kamu çalışanlarına yönelik ücret politikasındaki adaletsizliği gidermek adına ‘eşit işe eşit ücret’ sloganıyla 666 Sayılı KHK ile çalışan farklı kesimler arasında yıllardır devam eden adaletsizlik büyük ölçüde çözülmüş ama öğretmen ve öğretim elemanları kapsam dışında tutulduğu için mağduriyetler topyekûn giderilmemiştir. Akademisyenlerin zamanlarını araştırma ve bilgi üretmeye hasretmelerinin, bilimsel bilgi ve toplumsal hizmet üretebilmelerinin ön şartının iş güvencelerinin sağlanması, mali haklarının ve çalışma şartlarının iyileştirilmesi olduğu görülmeli ve bu konuda adım atılmalıdır.”

“Akademik çevre kavramının ayrılmaz bir parçası olan idari personel göz ardı edilmemeli”

Üniversite idari personelinin bir diğer üniversiteye yer değişikliği yapabilmesine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Yalçın, bu süreçte kadronun bulunduğu üniversitenin ve yer değişikliği yapmak istenen üniversitenin ayrı ayrı muvafakatinin istendiğini aktardı. Bu muvafakatin verilmemesinin uzun dava süreçlerine neden olduğunun altını çizen Yalçın, “Çoğu durumda ise yer değişikliği yapılmak istenen üniversite de personel ihtiyacı nedeniyle muvafakati beklemek zorunluluğu bulunmadığından lehe sonuçlanan muvafakat davaları dahi sonuç doğuramamaktadır. Bu minvalde üniversite idari personelinin üniversiteler arasında yer değişikliğine dair ilk girişim yetkili sendika olan Eğitim-Bir-Sen tarafından gerçekleştirilmiştir. Toplu sözleşmede karar altına aldırdığımız ‘üniversitelerdeki aynı ünvanlı memurların üniversiteler arasında naklen atanmalarının bilgi işlem teknolojileri kullanılarak kolaylaştırılması konusunda taraflarla birlikte çalışma yapılması’ hükmü gereği YÖK tarafından taleplerin toplandığı ve yer değişikliği listelerinin oluşturulduğu bir çalışma yapıldı. Ancak bizim talebimiz, bunun geçici bir işlem olmaması, rektörlüklerce muvafakat verilmesi zorunluluğunu aşacak açık, şeffaf ve denetlenebilir sürekli bir yer değişikliği sürecinin inşası. Üniversitelerde ortaya konulan toplumsal hizmetin üretimine akademik personel kadar katkıda bulunan ve akademik çevre kavramının ayrılmaz bir parçası olan idari personel göz ardı edilmemelidir” diye konuştu.

7 ve 8. dönem toplu sözleşmelerde uzlaşma sağlanamadığını ve imza atmadıklarını hatırlatan Yalçın, maaş ve ücret artışlarının hakem kurulu kararlarıyla belirlendiğini söyledi. İki toplu sözleşme döneminin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Yalçın, “Dört yıllık süreçte, her altı ayda bir olmak üzere tam sekiz defa memur maaş artışı hakem kurulu tarafından belirlendi. Bu, kamu görevlileri açısından uzun ve kayıplarla dolu bir süreçtir.” diye konuştu.


“Maaşlar enflasyona yenildi”

Geçen iki yılda yapılan zamların büyük bölümünün enflasyonun gerisinde kaldığını dile getiren Yalçın, 24 aylık sürecin 15 ayında kamu görevlileri ve emeklilerinin enflasyona yenildiğini, üstelik yapılan artışların gecikmeli şekilde maaşlara yansıdığını belirtti.

Kamu görevlilerinin gelirlerinin iki temel unsurla eritildiğini söyleyen Yalçın, bunların enflasyon ve gelir vergisi sistemi olduğunu kaydetti.

Açıklanan enflasyon rakamlarının tartışmalı olduğunu ve enflasyon kaynaklı kayıpların telafi edilmediğini dile getiren Yalçın, gelir vergisi matrah uygulamalarıyla da maaş artışlarının daha ele geçmeden geri alındığını söyledi. Yalçın, yıllık enflasyonun yüzde 30,89 olarak açıklanmasına rağmen memurlara yüzde 18,60 zam yapıldığını, yeniden değerleme oranının ise yüzde 25,49 olarak belirlendiğini hatırlatarak, “Devlet alacaklarını güvence altına alırken, vereceklerini belirsizliğe bırakıyor.” ifadelerini kullandı.

Kira artış oranlarının yüzde 34,88’e ulaştığını belirten Yalçın, özellikle büyükşehirlerde ve kıyı kentlerde geçim şartlarının çok daha ağırlaştığını vurgulayarak, “Memurlar maaşlarının neredeyse yüzde 60’ını kiraya ayırmak zorunda kalıyor. Böyle bir tabloda tasarruf yaparak bir şey sahibi olmak mümkün değil.” şeklinde konuştu.

“Hakem sistemi ve 4688 sayılı kanun sorun üretiyor”

4688 sayılı Kanun’un ciddi yapısal sorunlar barındırdığına işaret eden Yalçın, imzalanan bazı hükümlerin uygulanmadığını, bazılarının ise sonradan engellendiğini dile getirerek, hakem kurulunun geçmiş kayıplar net şekilde ortaya konulmasına rağmen sorumluluk almaktan kaçındığını kaydetti.

Yalçın, “Bu belirsizlik ve ciddiyetsizlik sürdürülemez. İşçiye gelince engellenemeyen haklar, memura gelince neden değişiyor.” diye konuştu.

3600 ek göstergenin kapsamının genişletilmesi gerektiğinin altını çizen Yalçın, bu düzenlemenin emekli ve çalışan dâhil yaklaşık 480 bin memuru ve emeklisini kapsadığını ve emekli maaşında ciddi artış sağladığını hatırlatarak, seyyanen zamların emeklilere yansıtılmamasının aylık büyük kayıplara yol açtığını dile getirdi.

“Kamu personel sistemi ve ücretlerde reform şart”

Memuriyete girişten emekliliğe kadar kamu personel sisteminin bütüncül biçimde ele alındığını ifade eden Yalçın, sistemin ülkenin hızını kesen katı yapılardan arındırılması gerektiğini, Aile Yılı kapsamında somut ve kalıcı teşviklerin hayata geçirilmediğini, özellikle kadın kamu görevlileri için sundukları tekliflerin karşılık bulmadığını bildirdi. Doğum oranlarının yüzde 1,48’e gerilediğine dikkat çeken Yalçın, nüfusun korunmasına yönelik gerçekçi politikalara ihtiyaç olduğunu vurguladı.

Eğitim çalışanlarının ücretleri konusunda tıpkı memur maaşlarında olduğu gibi bir beklenti bulunduğunu belirten Yalçın, şu ifadeleri kullandı:

“Haklı taleplerimiz görmezden gelinerek verilen hakem kurulu zamlarıyla belirlenen maaş/ücretler, emekli ikramiyeleri, emekli aylıkları piyasa gerçeklerinin altında kalarak enflasyon karşısında erimiş ve eğitim çalışanlarını, kamu görevlilerini süregelen bir geçim sıkıntısına mahkûm etmiştir. Eğitim çalışanlarının maaşlarında/ücretlerinde meydana gelen kayıpları ve enflasyona yenilme tehlikesini giderecek mahiyette iyileştirme yapılmalıdır.”

“Amacımız kamu görevlilerinin hakkını korumak”

Basın mensuplarının sorularını da cevaplayan Ali Yalçın,soru-cevap bölümünde, hakem kurulu sürecine ilişkin bir soru üzerine, mevcut toplu sözleşme ve hakem sisteminde ciddi mevzuat boşlukları bulunduğunu vurguladı.

4688 sayılı kanunun ihtiyaçlara cevap veremediğini ifade eden Yalçın, memur sendikacılığında uzlaşılan ve uzlaşılamayan hususların sağlıklı şekilde kayıt altına alınamamasının, kazanımların hakem sürecinde yok sayılmasına yol açtığını belirtti. Hakem sisteminin yapısal sorunlar barındırdığını belirten Yalçın, “Biz hakeme güvenmediğimizi açıkça ifade ettik, çarpıklığa dikkat çektik. Ancak masada uzlaşılan maddelerin güvence altına alınabilmesi için hakeme gidilmesi zorunluluğu doğdu. Buna rağmen hakem kararlarına imza atmadık. Amacımız eleştirmek değil, sistemi geliştirmek ve kamu görevlilerinin hakkını koruyacak bir mevzuat zemini oluşturmaktır.” şeklinde konuştu.

Basın mensuplarının 3600 ek gösterge, seyyanen zam ve emeklilikte yaşanan kayıplara ilişkin sorularını da yanıtlayan Yalçın, birinci dereceye 3600 ek gösterge verilmesinin emekli ve görevdeki yaklaşık 480 bin kamu görevlisini ve emeklisini doğrudan ilgilendirdiğini, emekli maaşlarında ise yaklaşık 8 bin liralık artış anlamına geldiğini söyledi. Seyyanen zammın emekliliğe yansıtılmamasının görev aylığı ile emekli aylığı arasındaki dengeyi bozduğunu kaydeden Yalçın, “Bugün görevdeyken alınan ücretlerin önemli bir kısmı emekliliğe esas değil. Bu durum, çalışanla emekli arasındaki bağı koparıyor. Tüm gelirlerin emekliliğe dâhil edilmesi gerekir. Aksi hâlde bu makas daha da açılacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.